Kategoriler
Sağlık

Hekimlerin Sigorta Zaferi !

Hekim ve diş hekimlerinin zorunlu olarak yaptırdığı mesleki sorumluluk sigortası uygulamasında, sigortacının belirlediği avukata vekalet verme zorunluluğu getiren tebliğin hükümleri, Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği’nin (TDB) birlikte açtığı dava sonucunda kesin olarak iptal edildi.

Resmî Gazete’de 16.04.2016 tarihinde yayımlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Kurum Katkısına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ ile hekim ve diş hekimlerine karşı açılan malpraktis davalarının bütün kontrolü sigorta şirketlerine verilmişti.

TTB ve TDB’nin birlikte açtığı davada Danıştay 15. Dairesi, yürütmenin durdurulması için gerekli koşulların gerçekleşmediğine hükmetti. Karara yapılan itirazı değerlendiren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise sigortalının avukat seçme hakkının sınırlandırılmasının ancak yasal düzenleme ile yapılabileceğini, bu tür davalarda sigortacı ile sigortalı menfaatlerinin çatışabileceğini, bu bakımdan düzenlemenin hukuka aykırı olduğunu saptayarak yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Dosyanın devredildiği Danıştay 10. Dairesi de sigortalının avukat tayin hakkının sigortacı tarafından sınırlandırılamayacağı gerekçesiyle iptal kararı verdi.

İptal kararına davalılar tarafından yapılan temyiz başvurusunun da reddedilmesi ile birlikte hekim ve diş hekimlerinin, malpraktis davalarında kendi belirleyecekleri avukat ile davayı yürütmelerinin önündeki engel tamamen kaldırılmış oldu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

Aile Hekimlerinin Ödeme İsyanı !

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Yönetim Kurulu yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığı’nın verdiği ek ödemeyi kabul etmediklerini bildirdi.

Dernekten yapılan açıklamada, “Bizler pandemi döneminde tüm görevlerimizi yoğun bir şekilde çalışarak yerine getirdik. Pandemi aşılaması görevimiz olmadığı halde rekorlar kıracak kadar yoğun aşılama yaptık. Emeğimizin karşılığı vatandaşın kararına bağlı kriterler mi olmalıydı? Onam aldığımız kağıdın masrafını bile karşılayamayan, cebimizden harcadığımız pamuk ve alkol ücretinin yanına bile yaklaşamayan, aşı yapmak için harcadığımız enerji ve emeğin karşılığı olmayan bu adaletsiz, iş barışını bitiren ek ödemeyi kabul etmiyoruz. Aşı karşıtlarının fütursuzca miting yapma noktasına geldiği bir ortamda aşı uygulatmak istemeyen kişilerin mesuliyetini kabul etmiyoruz. Ek ödeme genelgesinin hukuksuz maddelerine iptal davamızı açmıştık. Şimdi de eksik ödeme alanlar üzerinden ödemenin tamamlanması için örnek bireysel davalar açacağız. Maalesef her türlü idari düzenlemede hukuksuzluk ve adaletsizlik aile hekimliği çalışanları için devam ediyor. Artık bu durum bizlerin çalışma şevkini bitirdi, motivasyonumuzu tüketti. Haklı mücadelemizi her türlü hukuki ve eylemsel yol ile sürdüreceğiz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

Gurbetçiler Sağlık Turizmine Katkı Sağlıyor

Türkiye’deki gelişmiş diş tedavisi uygulamalarının sağlık turizmine katkı sağladığını söyleyen diş hekimi Ömer Karaaslan, özellikle gurbetçilerin implant ve zirkonyum tedavilerinde Türkiye’yi tercih ettiğini vurguladı.

Ömer İstanbul Diş Polikliniği kurucusu diş hekimi Ömer Karaaslan, “Gurbetçiler, Türkiye’de kaliteli diş tedavisini Avrupa’ya göre çok daha ucuza yaptırabiliyor. Diş tedavilerini yaptırıp hem tatil yapıyorlar hem de yakınlarını ziyaret ediyorlar. Onlar için çok avantajlı oluyor” dedi.

“SAĞLIK TURİZMİNE ÖNEMLİ BİR KATKI SAĞLIYOR”

Sağlık turizmine katkı sağlayan implant ve zirkonyum tedavileri hakkında değerlendirmelerde bulunan Karaaslan, “Türkiye’de diş tedavisi olanakları çok gelişti. Bu sebeple farklı ülkelerden birçok hasta ağırlıyoruz. Gurbetçiler de implant ve zirkonyum tedavileri için öncelikli olarak Türkiye’yi tercih ediyor. Özellikle Almanya, Avusturya, İsviçre ve Fransa’da yaşayan gurbetçiler diş tedavileri için Türkiye’ye geliyor ve sağlık turizmine önemli bir katkı sağlıyorlar.” ifadelerini kullandı.

“TEDAVİ MALİYETLERİ AVRUPA ÜLKELERİNE GÖRE YÜZDE 70 DAHA HESAPLI”

Ömer Karaaslan, şu bilgileri paylaştı:

“Türkiye diş hekimliği uygulamaları son derece gelişti. Hem kaliteli diş hekimleri var hem de ucuz maliyetli tedaviler sunuluyor. İmpalant ve zirkonyum tedavileri maliyetleri Avrupa ülkelerine göre yüzde 70 daha hesaplı. Bu durum, diş tedavilerinde Türkiye’yi gurbetçilerin gözdesi haline getiriyor. Kaliteli tedavi ve uzun süreli garanti verdiğimiz için yabancı ülkelerden hastalar rahatlıklar Türk diş hekimlerini tercih ediyor.”

“Avrupa ülkelerinde diş tedavilerinin pahalı olması, her yıl Türkiye’ye gelen gurbetçilerin yönünü Türkiye’ye çevirdi” diyen Karaaslan, “Avrupa’da fahiş fiyatlarla diş yaptırmak istemeyen gurbetçiler, implant ve zirkonyum gibi diş prosedürleri için Türk diş hekimlerinin kalitesini tercih ediyor.” sözlerini kaydetti. Karaaslan,“Türkiye’de birkaç bin euroya yapılan bir diş tedavisi Avrupa’da 20 bin euroyu aşabiliyor. Gurbetçiler, Türkiye’de kaliteli diş tedavisini Avrupa’ya göre çok daha ucuza yaptırabiliyor. Ayrıca, yabancı ülkede dil sorunu da yaşayabiliyorlar. Burada diş tedavilerini yaptırıp hem tatil yapıyorlar hem de yakınlarını ziyaret ediyorlar. Onlar için çok avantajlı oluyor” açıklamasında bulundu.

“HASTALARIMIZ HEM TEDAVİ OLUYOR HEM GEZİYOR”

Dt. Ömer Karaaslan, implant ve zirkonyum tedavilerinde verdikleri hizmetleri hakkında da şunları söyledi:

“Hastalarımıza tedavi öncesi ve sonrası 7/24 destek veriyoruz. Birçok dili konuşan, dinamik bir ekibimiz var. Destek ekibimiz, her türlü soruna ve ihtiyaca mümkün olan en kısa sürede çözüm üretiyor. Güvenli ve huzurlu bir tedavi süreci sayesinde şehir dışı ya da yurt dışından gelen hastalarımız çok memnun kalıyor. Ayrıca, ücretsiz transfer ve konaklama hizmetleri de sunuyoruz. Hastalarımız hem dişlerini yaptırıyor hem de metropol kent İstanbul’un tarihi ve turistik yerlerini gezme fırsatı buluyor.”
Diş tedavilerinde kaliteli ve hızlı bir işçilik sunduklarını belirten Karaaslan, “Sadece gurbetçiler değil, birçok yabancı uyruklu hastayı ağırlıyoruz. Yurt dışında implant ve zirkonyum gibi diş tedavileri çok pahalı ve çok zaman alıyor. Türkiye’deki sağlık turizmi olanakları, gurbetçileri ve yabancı hastaları cezbediyor. Klinik olarak biz de farklı ülkelerden gelen hastaları en iyi koşullarda ağırlamaya özen gösteriyoruz. Çoğu hastamız yaz tatilini Türkiye’de yaparken diş tedavisini de yaptırıyor. Son yıllarda gurbetçiler bu yöntemi çok benimsedi. Bu sebeple özellikle yaz döneminde çok sayıda gurbetçi ağırlıyoruz.”

İMPLANT NEDİR?

İmplant, çene kemiğine yerleştirilen vidalardır. Bu vidaların üzerine diş protezi yerleştirilir. İmplant vidası, diş kökü vazifesi görür. Dişi olmayan hastalarda alt ve üst çenelerde uygulanabilir. Komşu dişlere zarar vermeyen, estetik açıdan güzel bir görünüm sağlayan diş prosedürüdür.

ZİRKONYUM DİŞ NEDİR?

Zirkonyum, porselen ve seramikten üretilen beyaz diş protezidir. Parlak ve dayanıklı bir yapıya sahip zirkonyum, metal değildir. Bu sebeple metale alerjisi olanlara da uygulanabilir. Beyaz bir maddeden oluşur. Diş yüzeyi, zirkonyum ile kaplanarak doğal görünümüne kavuşturulur. Oksitlenmeye dirençli bir yapısı vardır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

Türkiye’de İlk Kez Yaşayan Bir İnsan Beyninin 3D Kopyası Yapıldı

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a ait beyin MR’ı kullanılarak 3 boyutlu yazıcı aracılığıyla kopyası oluşturuldu.

Türkiye’de ilk kez yaşayan bir insanın beyninin replika olarak yazıcıdan çıkarıldığını kaydeden Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Teknolojinin modellemeyi kolaylaştırması sayesinde beynin replikasında tüm girintileri ve çıkıntıları görmek mümkün” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise teorik olarak düşünülen çalışmanın gerçeğe dönüştüğünü belirterek “Artık birçok erken tanıda ve hastalığın seyrinde 3D yazıcı aracılığıyla bir kimsenin beyin hacim ve basınç değişiklikleri takip edebilebilecek.” ifadelerini kullandı.

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MR görüntüsü kullanılıp 3 boyutlu yazıcı aracılığı ile üretilen kendi beynin replikasını Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a takdim etti.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “MR görüntüsü 3 boyutlu hale getirilebiliyor”

 Eskiden kafatasının içindeki beynin yapısını anlamak için kafatası içlerine silikon doldurulduğunu belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu yöntemle beynin nasıl olduğu anlaşılıyordu fakat o kaba bir yöntemdi. Beynin kendisinin dış izleri gözükmüyordu. Daha yakın zamanda bu işlemi tomografi ile yaptılar. Tomografi beyni çekiyor ama bilgisayar destekli olarak bunun modellemesini yapmaya başladılar. MR görüntüsü normalde iki boyutlu ama bazı bilgisayar programları ile bunu üç boyutlu hâle getirmek mümkün. Fikir de bu noktadan çıktı aslında. Biz de 3 boyutlu yazıcılar olduğu için yapabileceğimizi düşündük. Sonra, bu durumu iyice ayrıntılandıran bazı bilgisayar programları var. Hatta bu yazıcılar sayesinde ev bile yapıldı.” dedi.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “Türkiye’de bir ilk gerçekleşti”

 Prof. Dr. Nevzat Tarhan için bu çalışmayı yapabileceklerini düşündüklerini ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “2018’de çekilen bir MR görüntüsünü hocamızdan aldık. Nasıl çıktı alınacağı hakkında önce Üsküdar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Türker Doç. Dr. Türker Tekin Ergüzel ve Bilgisayar Mühendisliği Proje Geliştirme Direktörü Dr. Öğr. Üyesi Ihab Elaff ile fikir alışverişi yaptık. Ardından Üç Boyutlu Yazıcı Merkezi’nin sorumlusu ile görüştük. Çıktısını alabileceklerine dair olumlu bir dönüş aldık ve beynin birebir kopyasının oluşturulma süreci başladı. Herhangi bir boyama, müdahale gibi şeyler yapılmadan tarafımıza ulaştırıldı. Yaşayan bir insanın kafatası içindeki beynin tıpkısının replikası dışarıda yapıldı. Bu olağanüstü çalışmanın dünyada birkaç örneği yapılmış olsa da Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik.” diye konuştu.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “Beynin replikasında tüm detaylarını görülebiliyor”

 Prof. Dr. Sultan Tarlacı, replikanın beyindeki girintileri, çıkıntıları yani kaba yapısını gösterdiğini fakat çok fazla bilgi verdiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Hareket merkezinin, algı – duyusal merkezinin ve görme – beyin kabuğunun ne kadar büyük olduğu, beynin alın bölgesindeki girinti çıkıntılara bakarak da öz yeterlilik, yaratıcılık, sorun çözme becerisi anlaşılabiliyor. Daha önce bunu Einstein’ın otopsisi yapıldıktan sonra beyin fotoğraflarının çekilmesiyle yapmışlar. Fakat dilimlenerek parçalara ayrıldığı için şu an beyninin tamamı ortada yok. Bir bilim insanı o fotoğraflar üzerinden inceleme yaparak Einstein’ın algı merkezinin daha büyük olduğunu ifade etmiş ve üzerine daha birçok yorumlar yapmış. Bu sadece fotoğraflar üzerinden yapılmış bir inceleme. Burada ise gerçek bir beyin var. Hocanın beyin kıvrımlarına, girinti ve çıkıntılarına kadar tüm detaylar beynin replikası üzerinde var.”

“Teknolojiye paralel gelişme var”

 Prof. Dr. Sultan Tarlacı, ‘İlaç geliştirme, yan etkileri azaltma ve daha etkili ilaçlar bulma konusunda beynin daha fazla keşfedilmesinin etkisi oluyor, daha fazlası olacaktır.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Mesela aşı bulma serüvenine bakıldığında 1 yılda aşı bulundu. Daha doğrusu aşı bir yılda bulunmadı, nereden baksanız bu 20 yıllık bir süreç. Teknoloji üretimi, aşıya eğilim, kopyalanması, nasıl paketleneceği, vücuda verilmesi gibi etmenler aşıya modifiye ediliyor. Bu da teknoloji sayesinde oluyor. Dolayısıyla teknolojinin bilgi birikimi bir şekilde hem nörolojik hem de psikiyatrik hastalıklara yansıyor. MR da teknolojik bir gelişmenin sonucudur. Git gide çözünürlük artıyor. Transkraniyal Manyetik Uyarım (tTMU) tedavisi 1980’lerden beri var ama bizim kullandığımız onun daha da gelişmiş olanı Derin Transkraniyal Manyetik Uyarım (Derin TMU), daha yeni bir tedavi yöntemi. Teknolojiye paralel olarak giden bir gelişme var.”

“Teknoloji modellemeyi kolaylaştırıyor”

 Bir de uluslararası çapta insan beyni modellemesi üzerine çalışma yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Dünyanın değişik yerlerinden yüksek çözünürlüklü, kaliteli çekilmiş görüntüler bir araya toplanarak beynin ince yapısı da modellenmeye çalışılıyor. Tabii 1 mm bile beyin için çok büyük bir alan. 1 mm’lik alanın içerisinde on binlerce hücre, yüz binlerce bağlantı var. Mikron düzeyinde yapılar var yani. Saç teli kalınlığının bile daha altında yani. Teknoloji anlamayı ve modellemeyi kolaylaştırıyor. Bunun varacağı yer de gide gide kopyalama var. Şimdi kaba yapı olarak, bir süre sonra ince yapı olarak, bir süre sonra da işlev olarak göreceğiz.” dedi.

“Beklentiden daha iyi görünüyor”

 Hediyenin kendisi için sürpriz olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Teorik olarak böyle bir şeyin yapılabileceğini tahmin ediyordum ama nörolog uzmanlarımızın böyle bir hediye sunmaları çok heyecan verici oldu. Nörolog ve nöroradyolog hocalarımıza teşekkür ederim. Prof. Dr. Sultan Tarlacı hocamız bu beynin Türkiye’de 3D yazıcıyla yapılmış ilk beyin olduğunu ifade etti. Doğrusu biraz daha küçük bekliyordum. Beklentime kıyasla daha iyi olduğunu gördüm.” diye konuştu.

 “Radyofrekans ile beyin tedavisi yapılabilecek”

 Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘Artık birçok erken tanıda ve hastalığın seyrinde 3D yazıcı aracılığıyla bir kimsenin beyin hacim ve basınç değişiklikleri takip edebilebilecek.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Hatta beynin network’ündeki değişiklikleri, traktografi gibi beyin yollarının da haritası çıkarılabiliyor. Şu anda bilimin yeni uzayı beyindir. Beyindeki bağlantıların ortaya çıkması psikiyatrideki hastalıkların tanısını da değiştirecek. Mesela şizofreni demeyeceğiz de, ‘beynin şu bölgesinin konneksiyon yani bağlantı bozukluğudur’ diyeceğiz. Bu da artık radyofrekans ile beyni tedavi etme ihtimalimizin olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda, herhangi bir cerrahi müdahale yapmadan radyo frekans dalgaları yoluyla beyinde yalnızca hasta olan bölgeyi tedavi edebilme fırsatımız olacak. Bu sayede beyindeki birçok hastalık tedavi edilebilecek ve bozulmuş fonksiyonlar tekrar kazandırılabilecek. Bu artık bilim kurgudan çıktı ve bilimsel menzile girerek uygulamaya dökülebilir bir hale geldi” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

“Zil Sesinden Sonra Alarm Sesi Gelir” Diyenleri Haksız Çıkarmalıyız !

Okulların açılmasına günler kala, “Okullar açılmalı mı, öğretmenler aşılanmalı mı” tartışmaları hız kesmeden devam ediyor. Sağlık Bakanı Koca, “Hep birlikte çaba gösterirsek, ‘Zil sesinden sonra alarm sesi gelir’ diyenleri haksız çıkmalıyız. İnanıyorum ki çıkaracağız” diye konuştu.

Bakan yaptığı videolu açıklamada, “Bu dönemde öğretmenleri ve öğrencileri örnek alacağız. Veliler olarak da örnek olacağız.  kendi çocuklarımızı korumak onlar için tedbirli olmak çocuklarımızın sınıf arkadaşlarını da korumak anlamına gelir. Her bir velimiz kendi çocuğunu ve onun sınıf arkadaşlarını korumak üzere tedbirlere azami riayet göstererek zaman kaybetmeden aşı olmalıdır. Hep birlikte çaba gösterirsek, “Zil sesinden sonra alarm sesi gelir” diyenleri haksız çıkmalıyız. İnanıyorum ki çıkaracağız. Eğitimi aileleri, öğretmenlerin göstereceği ciddiyetin farkında olmadan değerlendirmek yanlış olur. Öğretmenlerin motivasyonu hepimizden büyük olacak. Kendi sağlıkları kadar öğrencilerine sevgileri söz konusu” ifadelerini kullandı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

GS’li Başkan Mustafa Cengiz Nöbet Geçirdi !

Evinde geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bugün, Acıbadem Maslak Hastanesi’ne getirilen Galatasaray Kulubü’nün eski başkanı Mustafa Cengiz’in sağlık durumuyla ilgili bir açıklama yapan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp, şu bilgileri verdi:

“Hastamız Mustafa Cengiz, evinde geçirdiği rahatsızlık sonrasında hastanemize getirilmiş olup, planlanan işlemler sırasında nöbet geçirmiştir. Kendisine acilen müdahale yapılmış ve durumu çok hızlı olarak kontrol altına alınmıştır. Yapılan ilk değerlendirilmelerinde yaşamını tehdit eden bir bulgu saptanmayan Sayın Cengiz, halen yatan hasta servisinde takip altındadı” (BSHA – Bilim ve Sağlık Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

Okulda Pandemi Riskini Azaltacak 13 Önlem !

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) okullarda bulaş riskini en aza indirecek kritik öneme sahip 13 maddeyi açıkladı.

TTB, İki haftada bir olmak üzere çarşamba günleri düzenlediği Pandemi Bültenlerinin 13’üncüsü TTB Okul Sağlığı ve Pandemi çalışma gruplarının katkısıyla ve “Okullar Açılırken” başlığıyla çevrimiçi olarak gerçekleşti. Bültenin sunumunu TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Çiğdem Arslan yaptı.

Pandemi sırasında birçok ülkedeki uygulamaların ve uluslararası otoritelerin önerilerinin aksine Türkiye’nin yüz yüze eğitime geçemediğini söyleyerek söze başlayan Arslan, 18 milyon çocuk ve gencin (üniversitelerle birlikte 24 milyon) kayıplarının derinleştiğini ve sosyoekonomik gruplar arasındaki uçurumun açıldığını belirtti. Arslan, yüz yüze eğitimin kaldırılmış olmasının çocuklar, gençler, kadınlar ve kırılgan gruplar üzerindeki fiziksel, ruhsal, sosyal ve toplumsal zararlarından örnekler sıraladı.

Okullar açılırken alınması gereken önlemlerin başına aşılamayı koyan Arslan, gerek etkili bir aşı kampanyası yürütülememesinin gerekse öğretmenlerin, okul çalışanlarının ve okul çağında çocuk sahibi olan erişkinlerin tam aşılı olmamalarının, iktidarın bir eksikliği olduğunun altını çizdi. Arslan, tereddütlerin giderilerek aşıya teşvikin sağlanmasının, aşılamada bölgesel ve sosyoekonomik eşitsizliklerin giderilmesinin, 12 yaş üstü gençlere aşı hakkının bilimsel kriterlere göre tanınmasının önemine de dikkat çekti.

Bültende pandemi süresince tüm okullarda sürekli alınması gereken önlemler ise şöyle sıralandı:

  1. Havalandırma. Pandemi boyunca en azından pencereleri ve kapıları karşılıklı açarak, hava akımını sağlayacak şekilde sınıflar ve öğretmenler odası derste en az 20 dakikada bir 5 dakika, teneffüste sürekli olacak şekilde düzenli havalandırılmalıdır. Havalandırma ne kadar sık ve uzun yapılırsa bulaşma riski o kadar azalır. Penceresi açılmayan sınıflar pandemi boyunca kesinlikle derslik olarak kullanılmamalıdır.
  2. Okuldaki tüm aşılı ve aşısız yetişkinler maske takmalıdır. Yüksek yayılımda olduğumuz şu günlerde de tüm öğrencilerin de maske takması gerekir. Yetişkinlerin maskeli olması öğrencilerden daha önemlidir, çünkü bulaşma en fazla yetişkinden olmaktadır.
  3. Okul idareleri öğrenci ve velilerin HES kodu takibini yapmalıdır.
  4. Temaslı ya da hastalık belirtileri olan çocuk, öğretmen ve çalışanlar okula gelmemeli, test yaptırmalıdır. Bu nedenle etkili bir temaslı bildirim ve takibi yaygın olarak yapılmalıdır. Hastalık belirtilerinden en yaygın olanları: Ateş (>38°), öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı ya da solunum sıkıntısıdır. Test sonucu negatif geldiğinde okula gidilebilir.
  5. Evde ateş (>38°) ya da solunum sıkıntısı olan biri varsa o zaman çocuk ya da okulda çalışan yetişkinin okula gitmemesi gerekir. Evdeki hasta COVID-19 testi yaptığında negatif geldiğinde gidebilir. Öğrenciler okul içinde maske takmalıdır, maske takıldığı için öğrenciler arasında 1 metre mesafe korunması yeterlidir.
  6. Eller düzenli ve sık sık sabunla yıkanmalıdır.
  7. Yeme içme süreleri kısa tutulmalı, mümkünse 1,5 m mesafe tercih edilmelidir. İşyerlerinde olduğu gibi, yemekhaneler iyi havalandırılmalı, seyreltilerek kullanılmalıdır. Kumanya usulü yemekler sınıfta sakince yenebilir.
  8. Okul yöneticileri veya öğretmenler tarafından çağrılmayan yetişkinler okula alınmamalıdır.
  9. Kademeli giriş çıkış saatleri ile okula giriş çıkışlarda kalabalık önlenmelidir.
  10. Yüksek yayılımda olduğumuz şu günlerde sınıf mevcutlarının 30’un altında tutulması gerekir. Bunun sağlanması için çok çeşitli yollar bulunmaktadır. Seyreltme için öğrencilerin eğitim günleri azaltılmamalıdır. Hedef tam zamanlı yüz yüze eğitim olmalıdır.
  11. Temaslı öğrencilerin okuldan geri kalmaması için hızlı testler devreye sokulabilir.
  12. Okul servisleri pandemi şartlarına uygun hale getirilmeli ve denetlenmelidir.
  13. Okullarda çıkan vakalarda titizlikle Okullar açıldıktan sonra ilk 2-4 hafta okullarda görülen vakalar ve okul içi bulaşmanın izlenmesi ve tespiti kritik önem taşımaktadır. Bu dönemde toplanacak verilere göre önlemler sıkılaştırılabilir ya da gevşetilebilir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

Maske Uykumuzu Kaçırdı !

Kulak Burun Boğaz Uzmanı, Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Sezim Şafak, uzun süreli maske kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar nedeniyle gece kesintisiz uyuyamayan kişilerde baş ağrısı ve yorgun kalkma oranlarının arttığını söyledi.

Covid-19 pandemisi, hastalığın bulaşını önlemede en etkili yöntemlerden biri olan maske kullanımını beraberinde getirdi. Uzun süreli maske kullanımı özellikle burun tıkanıklığı yönünden sıkıntı yaşama potansiyeli olan kişileri açığa çıkardığını belirten Dr. Şafak, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Türk ırkında genetik olarak burun ucu desteği genel olarak zayıf ve burunlarımız aşağı doğru. Maske takmaya başladıktan sonra maskenin ağırlığı nedeniyle burun ucu daha da aşağı indiği için burundaki tıkanıklık arttı. Burun tıkanıklığı sebebiyle hastaneye başvuran geceleri nefes alma güçlüğü yaşayan bireylerin sayısında yüzde 20 artış gözledik. Öte yandan alerjik riniti olan bireylerin uzun süreli maske takımına bağlı maske içindeki doku ve kimyasal içeriğe karşı alerjik reaksiyonlarının olabilmesi burun tıkanıklığı, geniz akıntısı gibi şikâyetlerini de arttırdı. Bu iki önemli faktör neticesinde uykunun kalitesinde maske kullanım öncesine göre belirgin azaldı. Gece kesintisiz uyuyamayan bireylerde baş ağrısı ve yorgun kalkma oranları arttı.” Dr. Öğr. Üyesi Şafak, bu sorunları aşmak maskeyi burun ucundan daha yukarıda, burun ucu açısını düşürmeyecek şekilde takılmasını, çok sıkı maskeler yerine daha geniş ve sentetik yapıda olmayanların tercih edilmesini öneriyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Sağlık

Eczacılardan Yardım Kampanyası !

Türk Eczacıları Birliği yangın ve selden etkilenen bölgeler için yardım kampanyası başlattı.

Türk Eczacıları Birliği “Birlikte İyileştiriyoruz” başlığı ile yangın ve selden etkilenen bölgeler
için bir yardım kampanyası başlattı. Kampanya hakkında detay veren Türk Eczacıları Birliği
Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak, afet bölgelerine ziyaretler gerçekleştirdiklerini, bölgedeki Oda
Başkanları ve eczacılarla birlikte durumu değerlendirdiklerini, ihtiyaçları tespit ettiklerini
ifade etti. Çolak, sözlerinin devamında şunları söyledi: “Türk Eczacıları Birliği olarak yangınlar başlar başlamaz, bir kriz masası oluşturduk. Maske, gazlı bez, sargı bezi, yanık tedavisi için gerekli ilaçlar ve diğer tıbbi malzemeleri hızlı bir biçimde ihtiyaç bölgelerine ulaştırdık. Bozkurt’taki sel için tır eczanemizi yola çıkardık, tır eczanemiz hâlâ orada ilaç ve sağlık hizmeti vermeye devam ediyor. Sahadaki eczacılarımızın emekleri ve mücadeleleri çok anlamlı ve önemliydi. Halka en yakın sağlık çalışanı olduğumuzu, ilacın uzmanı olduğumuzu bir kez daha kanıtladı”

Kampanyaya destek çağrısında bulunan Çolak, “Durumun kötü olduğunu zaten biliyorduk
ancak afet bölgelerine gittiğimizde durumun vahametini çok daha iyi anladık. Hepimize
büyük görevler düşüyor. Şimdi yaraları sarma zamanı, birlikte iyileşme, yaşamı inşa etme
zamanı. Türk Eczacıları Birliği olarak yangın ve selden etkilenen bölgelerimiz için dayanışmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kategoriler
Eğitim

“Üniversitelerde Örgün Eğitim Yüz Yüze Başlayacaktır”

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, ülkemizdeki üniversite rektörleri ile ilk kez bir araya geldi. Ankara’da gerçekleştirilen toplantıya Devlet ve Vakıf olmak üzere bütün üniversite rektörlerinin yanı sıra YÖK Yürütme Kurulu Üyeleri de katıldı. ​

“Yükseköğretim Kurulunun geleceğe dair yeni vizyonunu” açıkladı

YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversite rektörleriyle ilk kez bir araya geldiği programda, “Yükseköğretim Kurulunun geleceğe dair yeni vizyonunu” açıkladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kendisini YÖK Başkanlığına atadığı için teşekkür eden YÖK Başkanı Erol Özvar, toplantının amacının yükseköğretim kurumlarının yeni akademik yıl ve eğitim faaliyetleri hakkında istişarelerde bulunulması olduğunu kaydetti.

YÖK Başkanı Erol Özvar, Türkiye’de bugün itibarıyla 127 devlet ve 73 vakıf üniversitesi ile 4 vakıf meslek yüksekokulunda 8 milyon öğrencinin eğitim aldığını aktararak, “Yeni vizyonumuzun ana hatlarını yükseköğretimde büyük veri, istihdam odaklı üniversiteler, akademik üretkenlik, güçlü akademik performans, üniversite-sanayi iş birliğine dair yeni modeller, üniversitelerimizin uluslararası etkileşimleri ve nihayet son yılların önemli bir terminolojisi olan bilgi diplomasisinin yaygın kullanılması oluşturacak.” diye konuştu. Analitik projelerin başarılı olabilmesi için iyi liderlerin öncülüğünde veri, teknoloji ve istatistiki bilgilerin önemli rol oynadığına dikkati çeken YÖK Başkanı Erol Özvar, “Yükseköğretime dair elimizde olan devasa miktardaki veriden faydalanabilmek ve üniversitelerimizi küresel bilimsel rekabette güçlendirecek şekilde dönüştürebilmek ve yönlendirebilmek ancak bu büyük verinin tahlil edilmesiyle mümkün olacaktır. İnanın, bunu başarmak üniversitelerimizde çok güçlü bir dönüşüm yaratacaktır diye düşünmekteyim.” değerlendirmesinde bulundu.

“Üniversitelerden istihdamı özel bir odak haline getirmeleri beklenecek”

YÖK Başkanı Erol Özvar, yeni dönemde yükseköğretim kurumlarından istihdamı özel bir odak haline getirmelerinin bekleneceğini bildirerek, şöyle devam etti: “Yeni dönemde bir diğer önemli konumuz, Türkiye’de iş gücü piyasası ve üniversitelerimizin kendi mezunlarının istihdamlarını izleyen bir yönetim anlayışını harekete geçirmek olacaktır. Üniversitelerimizde mezun takip sistemlerinin özenle ve hızla hayata geçirilmesi, bu sistemlere sahip üniversitelerimizde ise aktif hale dönüştürülmesi ve daha işlevsel kılınmasını dilemekteyim. Ayrıca, bugün ülkemizde de kar amacı gütmeyen birçok organizasyon bu takip sistemlerinin kurulmasında ve işlemesinde üniversitelerimize katkı verebilmektedir. Yükseköğretim Kurulu olarak paydaş kurum ve kuruluşlarla tam bir uyum ve eşgüdüm içinde üniversitelerimizin, ülkemizin istihdam kapasitesine nasıl daha nitelikli katkı sağlayacağı sorusu etrafında bir dizi çalışmalar başlatacağımızı buradan ilan etmek isterim.”

YÖK Başkanı Erol Özvar, istihdam için klasik üniversite eğitim anlayışının dışında hem sırada hem sahada eğitim-öğretimin güncele hızla taşınması gerektiğini dile getirerek, “Bu çerçevede yükseköğretim kurumlarımızın tüm programlarında alan yeterliklerini de dikkate alarak farklı disiplinlerden seçmeli dersler alınmasına imkân verecek düzenlemeleri yapmaları ve mümkün olduğunca bu seçimlik ders oranını artırmaları elzem hale gelmektedir.” ifadesini kullandı.​

“Hâlihazırdaki önceliğimiz yüz yüze eğitimdir”

Konuşmasında yeni eğitim-öğretim yılı üzerinde değerlendirmelerde bulunan YÖK Başkanı Erol Özvar, neredeyse son 1,5 yıl boyunca Kovid-19 salgını nedeni ile yükseköğretimde olağanüstü anlamda ciddi güçlükler ve değişimler ile karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.

YÖK Başkanı Erol Özvar, “Salgın sürecinde öğrendiklerimiz, yükseköğretimin klasik değerlerini değiştirmemiş olabilir. Ama bu salgının pek çok sektöre olduğu gibi çalışma, üretme ve bilgiyi aktarma biçimimize ciddi etkileri oldu.” değerlendirmesinde bulundu.YÖK Başkanı Erol Özvar, şöyle devam etti: “Dijital okuryazarlıktan, çevrim içi ders anlatma tekniklerine, çevrim içi dersleri desteleyecek nitelikte ders notlarından farklı materyallere, çevrim içi konferanslar ve seminerlere, çok şey öğrendik. Ve hız kazandık. Üniversitelerimiz yöntem, içerik ve nitelik anlamında ciddi çalışmalar gerçekleştirdiler. Ama net olarak ifade etmek isterim ki başta Cumhurbaşkanlığımız ve Sağlık Bakanlığımız olmak üzere ilgili tüm kurumların desteği ve kararları çerçevesinde hâlihazırdaki önceliğimiz yüz yüze eğitimdir.”

“Üniversite yönetimlerini kutlamak isterim”

Kovid-19 salgınının başlamasıyla birlikte ilk haftalardan itibaren Yükseköğretim Kurulu ve üniversitelerin hızla hareket ederek gerekli tedbirleri almayı başardıklarına işaret eden YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversitelerde kurulan koronavirüs komisyonları ile de sahada sürecin basiretle yönetildiğini vurguladı.

Geçen yıl YÖK tarafından üniversiteler ve farklı kurum ve kuruluşlarla görüşülerek hazırlanan Küresel Salgında Yeni Normalleşme Süreci Kılavuzu’nun üniversitelere salgın sürecinde eğitimin devam edebilmesi için çerçeve kararlar sunduğunu dile getiren YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversitelerin ilgili kurulları tarafından salgının bölgesel ve yerel seyrine göre farklı programların farklı uygulamaları özelinde planlama yapılması gerektiği belirtilerek, üniversite senatolarının karar almada yetkili kılındığını hatırlattı.

Buna karşılık üniversite yönetimlerinin mahalli şartları dikkate alarak programlarına dair hızla yeni düzenlemelere giderek bir yandan sağlık öncelikli politikalar devreye soktuğunu, diğer yandan eğitim-öğretimin aksamaması için gerekli alt yapı yatırımlarını olgunlaştırdıklarını anlatan Özvar, “Üniversite yönetimlerini, bu olağanüstü şartlarda faaliyetlerini aksatmadan ve kesintiye uğratmadan yürütebilmiş olmaları dolayısıyla Yükseköğretim Kurulu Başkanı olarak kutlamak isterim.” dedi.

“Üniversitelerde örgün eğitim yüz yüze başlayacaktır”

Kampüslerin tüm ülkede kapanmanın yaşandığı günler hariç açık kaldığını, uygulamalı eğitimlerin bir kısmı ile Ar-Ge çalışmalarının üniversitelerde devam ettiğini aktaran YÖK Başkanı Erol Özvar, hibrit yani karma eğitim modeliyle, çevrim içi uygulamalarla birlikte tedbirler alınarak yüz yüze uygulamalı eğitimlerin de sağlık programları başta olmak üzere çeşitli programlarda yapılabildiğini dile getirdi.

Yine de küresel salgının eğitim ve öğretim süreçlerinde hasarlar oluşturduğunun bir gerçek olduğunu kaydeden YÖK Başkanı Erol Özvar, şöyle devam etti: “Bu yıl, yani 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında salgının gelişme seyri ve ilgili kurum ve kuruluşların uyarıları da dikkate alınarak üniversitelerde örgün eğitim yüz yüze başlayacaktır. Bununla birlikte yükseköğretim kurumlarımızla koordinasyonun sağlanabilmesi için salgının seyrine göre harmanlanmış eğitim modeli de örgün programlarda halen olduğu gibi kullanılmaya devam edebilecektir. Özellikle uygulamalı eğitimlerin gerekli tüm tedbirler alınarak yüz yüze yapılmasının sağlanması program kazanımlarının elde edilmesi açısından oldukça önem arz etmektedir. Teorik derslerin ise salgının seyrine göre yüz yüze veya belirli bir oranda uzaktan öğretimle verilebileceğini hatırlatmakta yarar görmekteyim.”

“Riskler belirlenmeli ve buna göre önlemler alınmalıdır”

YÖK Başkanı Özvar, kampüslerde eğitim faaliyetlerinin yanı sıra akademik araştırmalar, çeşitli hizmetler ve idari faaliyetler de yürütüldüğüne işaret ederek, “Dolayısıyla yükseköğretim kurumları tarafından salgının kontrolünde sadece eğitim yönünden değil faaliyet alanlarına göre de riskler belirlenmeli ve buna göre önlemler alınmalıdır.” ifadesini kullandı.

Yurtlarla ilgili çeşitli temaslarda bulunuldu

Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtların yönetiminin Gençlik ve Spor Bakanlığı uhdesinde olduğunu hatırlatan YÖK Başkanı Erol Özvar, YÖK Başkanlığı olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile temas ettiklerini ve yurtların kullanımı konusunda gerekli açıklamaların yapılmasını beklediklerini söyledi.

Yükseköğretim kurumlarının salgın dönemlerinde yüz yüze eğitimde riski azaltacak ve yayılmayı engelleyecek bazı koşulları sağlaması gerektiğini belirten YÖK Başkanı Erol Özvar, bu doğrultuda dünyada da çeşitli kurum ve kuruluşların enfeksiyonla mücadele için çeşitli önerilerde bulunduğunu ve uygulamaya başladığını aktardı.

Farklı programlar ve uygulamalar için farklı tedbirler hayata geçirilmeli

Salgının bölgesel ve yerel seyrinin de farklılık gösterebildiğini, yerel otoritelerle yakın iletişimde olunmasının salgının yayılmasının önlenmesi ve kontrolü anlamında önem taşıdığını vurgulayan YÖK Başkanı Erol Özvar, şu bilgileri verdi: “Dolayısıyla üniversitelerimizden, salgın süreçlerinde eğitim ve öğretimin uygulanmasına yönelik plan yapmaları ve farklı programlar ve uygulamalar için farklı tedbirleri hayata geçirmeleri beklenmektedir. Yükseköğretim Kurulu olarak kampüs ve yerleşkeler için Kovid-19’a yönelik tedbirleri içeren bir Güvenli Kampüs kılavuzu ile eğitim öğretim süreçlerine yönelik ikinci bir rehber, bu yıl güncellemelerle birlikte çerçeve kararlarımızı içeren bu iki rehber uygulamalarda yol gösterici olacaktır. Alınan kararları da içeren bir web sitesi de anlık takipler için yardımcı olacaktır.”

– Kampüs ve yurtlardaki Kovid-19 önlemleri

YÖK Başkanı Erol Özvar, yüz yüze eğitime hazırlanırken akademik ve idari personel ile öğrencilerin aşılanmalarının tamamlanmasının teşvik edilmesinin, ayrıca sosyal ve ortak kullanım alanlarında alınması gereken tedbirlere riayet edilmesinin son derece önemli olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Kampüs ve yerleşkelerde maske ve mesafe kurallarına uyulması, yurtlarda mümkünse aşılı kişilerle aşısız kişilerin ayrı yerlerde kalmasının sağlanması, yine yurtlarda aşısız bireylerin PCR takiplerinin yapılması, belirti gösterenler için izolasyon odalarının bulundurulması ve hem yurt hem de yerleşkelerde tıbbi danışmanlık verilebilmesi, dersliklerin mümkün mertebe havalandırılması, ders saatlerinin sınırlı tutulması blok derslerin yapılmaması, mutlaka ara vererek dersliklerin havalandırılmasının sağlanması basit gibi görünen ancak salgının yayılmasını azaltmada büyük önem taşıyan önlemlerdir. Havalandırma koşulları iyi olmayan amfi ve dersliklerle laboratuvarlarda maksimum kişi sayısı ve kapasitenin aşılmaması, öğrencilerin gruplara bölünmesi de yine önemli uygulamalardır.”

Üniversiteler salgınla mücadelede Ar-Ge çalışmalarına hız vermeli

Dünya Sağlık Örgütü’nün bilgi kirliliği salgınına dikkat çektiğini, salgın yönetiminde toplumda kanaat önderleri ile birlikte çalışmayı önerdiğini ve maneviyatın desteklenmesinin önemine işaret ettiğini aktaran YÖK Başkanı Erol Özvar, Amerika’da pek çok üniversitede akıl ve ruh sağlığı açısından danışmanlık hizmetlerinin de verildiğini söyledi.

YÖK Başkanı Erol Özvar, “Küresel salgının, gençlerimiz ile akademik ve idari personelimiz üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri en aza indirmek, avantajları görmelerini sağlamak öncelikli görevlerimiz arasında yer almalıdır. Üniversiteler olarak salgınla mücadelede Ar-Ge çalışmalarımıza hız vermeli, çok disiplinli çalışmalı, sosyal bilimlerle birlikte bilgi kirliliği ile mücadeleye destek vermeli, toplumumuzun ve gençlerimizin yanında olmalıyız.” diye konuştu.

– “Birkaç gün içinde yayınlanmasını beklediğimiz genelgelerle netliğe kavuşacaktır”

Salgınla mücadelenin bitmediğini vurgulayan YÖK Başkanı Erol Özvar, “Başkalarına karşı sorumluluk taşıdığımızı unutmadan ve birbirimizi destekleyerek inşallah bu afetten de kurtulacağız.” diye konuştu.

Kampüslerin geçen senelerde olduğu gibi yine açık olduğunu, kütüphane ve diğer imkânlardan üniversite yönetimlerinin belirleyeceği usullerle öğrencilerin istifade etmeye devam edeceğini aktaran Özvar, “Salgınla mücadele ve mahallinde yükseköğretimi bağlayacak kararlar ilgili bakanlıkların bugüne kadar aldığı kararlar ile kısmen açıklığa kavuşmuştur ve ilgili diğer hususlar da birkaç gün içinde yayınlanmasını beklediğimiz genelgelerle netliğe kavuşacaktır.” dedi.

– YÖK ile üniversiteler daha katılımcı ve yakın iletişimde olacak

YÖK Başkanı Erol Özvar, yeni dönemde YÖK Başkanlığı ile üniversitelerin daha katılımcı ve yakın iletişim ile yükseköğretim hayatına birlikte katkı sağlayacaklarına inandığını dile getirdi. Üniversiteler ile daha yakından, belki bölgesel yakınlıklar dikkate alınarak belirli zamanlarda başkanlık olarak bir araya gelmeyi ve çalışmayı planladıklarını bildiren YÖK Başkanı Erol Özvar, bu programı yakında ilan edeceklerini belirtti.

“Üniversitelerimiz arasında devlet ve vakıf ayrımı yoktur”

“En önemli kamu hizmeti olarak değerlendirdiğimiz eğitim-öğretim hizmeti vermek bakımından üniversitelerimiz arasında devlet ve vakıf ayrımı yoktur.” değerlendirmesinde bulunan YÖK Başkanı Erol Özvar, nasıl ki kamu hizmeti bölünemezse kurumların da bölünemez olduğuna dikkat çekti. YÖK Başkanı Erol Özvar, “Eğitim-öğretimin kaliteli verildiği, ilmi çalışmaların ödüllendirildiği ve nihayet topluma duyarlı hizmetlerin üretildiği bütün kurumlarımız hepimizce takdire şayandır. Bugüne kadar yapılan hizmetleri devam ettirmeyi ve yenilerini onların üzerine koymayı bir vazife telakki ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Niçin üniversitelerimizin dünya ölçeğinde bir başarı hikâyeleri olmasın?”

“Niçin üniversitelerimizin dünya ölçeğinde bir başarı hikayeleri olmasın?” sorusunu yönelten YÖK Başkanı Erol Özvar, “Ben kendi adıma her bir kurumumuzun böyle bir hikayeyi inşa edecek kapasite ve potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Kadim kültür ve medeniyetimizden intikal eden zengin ilmi miras bize bir kez daha muvaffakiyetin ipucunu veriyor. Yeter ki çok çalışalım.” dedi. (BSHA – Bilim e Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak: BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)